ALLAH MISIR HAZİNELERİNİ HZ. YUSUF'UN YÖNETİMİNE VERMİŞTİR

Hz. Yusuf, çocukluğundan itibaren türlü zorluklarla denenmiş, karşılaştığı tüm imtihanlara güzel bir sabırla sabretmiş, daima sonsuz merhametli ve şefkatli olan Allah'tan razı olmuştur. Hayatı boyunca büyük zorluklarla karşılaşmış ancak bu mübarek insan her zaman ümitvar olmuş ve daima Allah'a güvenmiş ve şükretmiştir.

Hz. Yusuf küçük yaşta kendisini kıskanan kardeşleri tarafından bir tuzağa düşürülmüştür. Önce kendisini öldürmek isteyen kardeşleri bir diğer kardeşlerinin tavsiyesiyle Hz. Yusuf'u bir kuyaya atmışlardır. Bu sıkıntılı anda bir mucize gerçekleşmiş, Allah Hz. Yusuf'a gelecekten haber vererek kendisine yapılan tuzakların bozulacağını açıkça bildirmiştir:

Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin." (Yusuf Suresi, 15)

Allah'ın Hz. Yusuf'a vahyettiği müjde çok geçmeden gerçekleşti. Kuyunun yakınlarından geçen bir kafile Hz. Yusuf'u buldu. Ancak onu kurtarırken amaçları, onu bir köle olarak satmaktı:

Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (Yusuf Suresi, 19)

O dönemde Mısır ve civarında kölelik sistemi son derece yaygındı. Özellikle de çocuk köleler çok kıymetliydi. Nitekim amaçlarına ulaştılar ve onu çok ucuz bir fiyata bir Mısırlıya sattılar.

Hz. Yusuf ergenlik çağına geldiğinde güzelliği ile pek çok kadının dikkatini çekmeye başladı. Bunların başındaysa evinde kaldığı ailenin hanımı yani Mısırlı Vezir'in karısı geliyordu. Çok geçmeden vezirin karısı ona gayrimeşru bir teklifte bulundu. Ancak Hz. Yusuf, kadını kesinlikle reddetti. Bunun Allah Katında haram olduğunu bildiği için hemen Allah'a sığındı. Hz. Yusuf'un bu olay karşısındaki Müslümanca tavrı Kuran ayetlerinde şöyle yer alır:

Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı. (Yusuf Suresi, 23-24)

Ancak Vezir'in karısı hiçbir suçu olmamasına rağmen ona büyük bir iftira attı. Kocasına Yusuf Peygamberin kendisine kötü niyetle yaklaştığını söyledi. Ve onun cezalandırılmasını istedi:

Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (Yusuf Suresi, 25)

Bu sırada yaşanan olaylar Kuran'da şöyle bildirilir:

(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir. Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." (Yusuf Suresi, 26-27)

Bu cevap Hz. Yusuf'un suçsuzluğunun bir göstergesiydi. Kadın Hz. Yusuf'un gömleğini arkadan yırtmıştı ve bunun anlamı açıktı. Hz. Yusuf kapıya doğru giderken kadın arkasından gelmişti. Bunun üzerine Vezir Hz. Yusuf'un suçsuz olduğunu anladı ve tüm olanların karısının bir düzeni olduğunu kabul etti. Ancak olay burada kapanmamıştı. Hz. Yusuf ve Vezir'in karısı arasında geçenler ağızdan ağıza dolaşıyordu. Aziz'in karısı, aleyhinde yapılan bu konuşmalardan son derece rahatsızdı. Bu nedenle de bir plan hazırlamaya başladı. Amacı Hz. Yusuf'a yaptığı gayrımeşru teklifte haklı olduğunu kanıtlamaktı. Çünkü Hz. Yusuf olağanüstü güzellikte bir insandı. Ve pek çok kadın onun güzelliği karşısında şaşkınlık içinde kalıyordu.

Aziz'in karısı, Hz. Yusuf'un tüm kararlılığına rağmen kalabalığın gözü önünde aynı çirkin teklifini yineledi. Karşı çıktığı takdirde ise Hz. Yusuf'u zindana atacağını söyledi. Ancak Hz. Yusuf son derece kararlıydı. Bu durum karşısında hemen Allah'a sığındı ve samimimiyetle O'ndan yardım diledi:

(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Yusuf Suresi, 33-34)

Hz. Yusuf'un suçsuz olduğu apaçık olmasına rağmen vicdansızca bir karar verdiler ve Hz. Yusuf'u zindana attılar. Hz. Yusuf çok uzun yıllar zindanda kaldı.

Uzun yıllar süren hapis döneminden sonra ise Allah'ın kendisi için takdir etmiş olduğu kader içinde birçok hikmetli olay gelişmiştir. Sonunda Hz. Yusuf'un güzel ahlakını, güvenilirliğini ve sahip olduğu ilimleri öğrenen hükümdar Hz. Yusuf'a devlet yönetiminde önemli bir görev vermiş, onu Mısır hazinelerinin başına geçirmiştir. Ayetlerde bu gelişmeler şöyle anlatılmaktadır:

Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin." (Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim." İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. (Yusuf Suresi, 54-56)

Küçüklüğünden itibaren tüm müminlere örnek olacak güzel bir ahlaka sahip olan, her türlü durumda Allah'ın sınırlarını büyük bir titizlikle koruyan Hz. Yusuf peygamber, bu güzel ahlakına ve takvasına karşılık olarak Allah'ın rahmetiyle ödüllendirilmiş, yaşamını mülk sahibi güçlü bir insan olarak sürdürmüştür. Allah, yüzeysel bir bakışla "imkansız" gibi gözüken bir değişiklik yapmış ve bu olumsuz şartlar içindeki Hz. Yusuf'u bir anda Mısır'ın yönetiminde söz sahibi bir insan haline getirmiştir. Gerçekte bu, yani yüzeysel bir bakışla imkansız gibi gözüken işleri gerçekleştirmek, Allah'ın bir ilmi ve sanatıdır. Kuran'da bildirildiği gibi, "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir." (Bakara Suresi, 249) Allah, müminlere bir iman hakikati olmak üzere, onları en zor ve imkansız gibi gözüken şartların içinde kurtarıp çıkarmakta ve inkarcılara karşı galip getirmektedir. Mümine düşen tek görev, Allah'ın vaadine olan inancından asla dönmemek ve hep Allah'a tevekkül edip güvenmektir.

Kuşkusuz tüm bunlar Allah'ın Hz. Yusuf'a olan rahmetinin bir göstergesidir. Bu kutlu peygamber ekonomi bilgisi, hazine uzmanlığı gibi zahiri vesileler sonucu değil, sahip olduğu Allah korkusu, sabrı, tevekkülü ile değer kazanmış, İslam ahlakından hiçbir şartta taviz vermemiştir. Bu üstün ahlakın sonucu olarak Rabbimiz Hz. Yusuf'a dünyada zenginlik ve büyük bir mevki vermiştir.

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından arttıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 37-38)

Hz. Yusuf, sahip olduğu tüm özelliklerin (hem maddi imkanların hem de bilgi ve aklın) kendisine Allah tarafından verildiğinin bilincindedir. Buna karşılık inkar edenler, herşeyi kendi yetenekleriyle kazandıklarını zanneder, kendilerini gözlerinde büyütür ve Allah'ın nimetlerine nankörlük ederler. Hz. Yusuf ise, Allah tarafından seçilmiş bir peygamber olmasına rağmen, Müslüman olarak ölebilmeyi ve salihlerin arasına girmeyi istemektedir. Ahiretteki konumundan emin değildir. Allah'tan samimi bir şekilde korkmakta ve O'na ihtiyaç içinde dua etmektedir:

"Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat." (Yusuf Suresi, 101)

İşte bu, bir müminin sahip olması gereken örnek davranış ve düşünce şeklidir. Dünyada ve ahirette kurtuluş bulacak olanlar ise - Allah'ın dilemesi ile- ancak bu ahlaktaki insanlardır.

>>>

:: ANA SAYFA ::

Diğer Siteler - Email - Üye ol

BU SİTE HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANMIŞTIR.

www.harunyahya.org